Hastane Hatası Tazminat Davası ve Miktarı

Şubat 20, 2020 Gökhan Cindemir 0 Comments

Hastalar tarafından çok fazla bilinmemesi, danışılan hukukçuların ise bu tip davalarda uzman olmayıp daha çok aile avukatı olması ayrıca kadercilik anlayışı ve adli tıp incelemelerinin yetersiz olması sebebiyle doktor veya hastane hatası sebebiyle ölümler sonrasında geride kalan destekten yoksun kalanlar yada sakatlığı oluşan hastalar herhangi bir hak araması veya tazminat talebinde bulunmadan hayatlarına devam etmişlerdir. Aslında bu tip hatalar sonuçları hastalar açısından ömür boyu katlanma zorunluluğuna yol açacağından yüksek miktarda tazminat ödenmesi gerekli olan doktor ve hastane hatalarıdır. Özellikle özel hastanelerin sayısının çoğalması doğrultusunda hastane hatalarının daha çok fark edilmesi ile basın ve yayın araçlarında konunun gündeme daha çok gelmesi malpraktis davaları daha çok bilinir hale geldi.

Bu gelişmelerin ardından 2010’da doktor hatası(malpraktis) sigortasında bir dönüşüm oldu. Diş hekimleri dahil tüm doktorlara, mesleklerini Türkiye Cumhuriyeti’nde uygulayabilmeleri için, doktor hatası(malpraktis) uygulamaları ve zorunlu sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirildi. Bu sigortanın eksik olması durumunda doktorlara karşı idari para cezaları düzenlenir. Bu zorunlu sigortanın mesleğini devlet hastanesinde, özel hastanede ya da bireysel kliniklerde çalışması fark etmeksizin tüm doktorları kapsadığını belirtmek gerekir.

01.10.2011 tarihine kadar (son değişiklik), doktorlar tarafından uygulanan hatalı uygulamalardan kaynaklanan davalar, İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idare mahkemeleri tarafından incelenmiş ve karara bağlanmış olmalıdır. Bu nedenle, doktorun ciddi veya kişisel bir hatası yoksa, doğrudan doktorlara karşı dava açmak mümkün değildi. Mevzuattaki son değişikliğin doktorlara tazminat ödemeyi kolaylaştırmak için yürürlüğe girdiğine inanıyoruz. Hastaların doktorları geçmişten daha fazla dava edeceğini düşünmekteyiz.

Doktorun hataları ile ilgili istatistiksel veriler bile eksik olsa da Türkiye’de doktorların hastalara verdiği zararın diğer gelişmiş ülkelerden daha fazla olduğu bilinmektedir. Demografik olarak Türkiye’deki doktor sayısı Türkiye’deki gelişmiş ülkelerden daha azdır ve bu gerçek, Türkiye’deki doktorların çok sayıda hastaya bakmasını gerektirdiği için bu yoğun çalışma koşullarında doktorların daha fazla hata yapmalarıyla sonuçlanmaktadır. Öte yandan, hastalarda farkındalık eksikliği ve bürokrasinin doktorlar üzerindeki koruması, doktorların gerektiği gibi kovuşturulmasına engel oluşturmaktadır. Bu nedenle, diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye’de doktorlara karşı açılan doktor hatası(malpraktis) davalarının miktarı aynı değildir.

HASTANE HATASI TAZMİNAT HESABI

Doktor hatası sonucunda ortaya çıkan zarara göre çeşitli talepler mümkün olmaktadır.

Bunlardan ilki olarak ölüm olayı gerçekleşmişse, mirasçıları;

  • Ölenin desteğinden yoksun kaldıklarından destekten yoksun kalma tazminatı,
  • Cenaze masraflarını,
  • Ölümü nedeniyle duydukları elem, acı ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat da talep edebilirler.

İkinci olarak yaralanma veya sakatlık meydana geldiyse;

  • Kişi sakatlık oranına göre veya yarlanma sebebiyle meydana gelen iş ve güç kaybı nedeniyle iş ve güçten yoksun kalınan gün boyunca çalışamadığı ve kazançtan yoksun kaldığı için çalışamadığından yoksun kaldığı kaybı,
  • Tedavi görmüşse tedavi masrafları,
  • Aynı şekilde manevi tazminat talebinde talep edilebilmektedir.

Tazminatın hesaplanmasında davacının ekonomik durumu ve uğramış olduğu zararların tam olarak tespiti çok önemlidir. Bu hesaplama sırasında hasarlar delilleriyle tam olarak ispat edilemez ise asgari ücret üzerinden zararın hesaplanması ve daha düşük tazminat miktarları söz konusu olacaktır. Özellikle manevi tazminat soyut bir kavram olduğundan kazazedenin uğramış olduğu zararların net ve çok iyi bir şekilde, delilleriyle birlikte tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu hususta profesyonel avukatlardan yardım almanın önemi özellikle tazminatın miktarının doğru ve tatmin edici olması yönünden önemlidir.

HASTANE HATASI DURUMUNDA İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Bu konuda doktorun yapmış olduğu sözleşmenin türü tespit edilmelidir. Hekim ve hasta arasındaki ilişkinin, uygulamadaki baskın görüşe göre vekalet sözleşmesine dayanmaktadır. Dolayısıyla, bu tür davalarda tazminat talepleri, Borçlar Hukuku’nun vekalet sözleşmesi hükümlerine dayanılarak değerlendirilir.

Bu değerlendirme doğrultusunda hekimin hukuka aykırı tıbbi müdahalesi sonucunda, hastanın zarar görmesi halinde, tazminata hükmedilebilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Buna göre;

  • Hekimin hukuka ve sözleşmeye aykırı davranışı,
  • Müdahale sonucu meydana gelen bir zarar,
  • Doktorun bir kusuru,
  • Kusur ile ortaya çıkan zarar arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır.

Bu unsurların birlikte gerçekleşmesi durumunda, hekimin tazminat sorumluluğu doğacaktır.

Ancak bazı tıbbi işlemler vekalet sözleşmesine değil de eser sözleşmesi olarak kurulmaktadır. Bu iki sözleşme tipi arasındaki fark oldukça önem arz etmektedir. Çünkü estetik ameliyatlar ve bazı diş operasyonlarında eser sözleşmesi ile hizmetin kusursuz bir şekilde teslimi üstlenilmiş olur. Eğer doktor hatasının(malpraktis) bu konuda olduğu tespit ediliyorsa hekimin kusurunun olmadığını ispat etmesi gereklidir. Dolayısıyla estetik ameliyat sonrasında ortaya çıkan doktor sorumluluğu olağan operasyon ve tedaviler açısından oldukça yüksektir. Vekalet sözleşmesine dayanan hususlarda doktorun özen borcunu yerine getirdiği ispatı yeterli olsa da eser sözleşmesinde özen borcu yerine getirilse dahi komplikasyonlar dahil tüm zararlardan kusursuz olarak sorumlu olacağı Yargıtay içtihatlarıyla düzenlenmiştir. Konuyla ilgili Yargıtay kararı örneği aşağıda vardır.

Hekim hasta ile ilgili tıbbi kayıtları, belge ve raporları tutmak ve saklamak zorundadır. Bu belgelerdeki hata ve eksikliklerden hekim sorumludur.

Malpraktis davaları trafik kazası veya benzer davalardan farklılık oluşturmakta olup kusur oranları değil eserin meydana gelip gelmediği yani istenilen sonucun ortaya çıkıp çıkmadığı önem arz eder. Bu kapsamda özellikle kendilerini sigorta şirketi gibi lanse eden ancak trafik kazası aracılığı yapmak dışında bir bilgisi bulunmayan hukuk dışı aracılardan tamamıyla uzak durulmalıdır. Zira bu tip davlara trafik kazası mantığıyla kusur oranına göre yaklaştıklarından davaların kaybedilmesine veya düşük miktarlarda tazminat alınmasına sebebiyet vermektedirler.

Yargıtay’ın yukarıda belirttiğimiz hususlara ilişkin örnek bazı kararlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

Yargıtay Kararı

Özet: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Dosya kapsamından taraflar arasında yapılacak implant ve diğer işlerin bedelinin 7.000-TL olarak kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Niteliği itibariyle eser sözleşmesi olan bu sözleşmedeki bedel TBK 480’de tanımlanan götürü bedeldir. Götürü bedelli işlerde, yüklenicinin hak ettiği iş bedelinin saptanması ya da iş sahibinin ödemesinin fazla olup olmadığının belirlenmesi için gerçekleştirilen imalâtın eksik ve kusurlar da dikkate alınarak tüm işe oranının tespiti, bulunacak bu oranın toplam iş bedeline uygulanarak hak edilen bedelin saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerekmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yönde bir hesaplama yapılmadığından alınacak ek rapor ile açıklanan ilkeye uygun olarak hesaplama yaptırılarak sonucuna göre davacının talebi hakkında karar verilmesi gerekir. Açıklanan bu gerekçeye göre eksik incelemeye dayalı kararın bozulması gerekmiştir.

T.C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi

E: 2018/68 K: 2018/628 K.T.: 15.02.2018

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olup mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Davacı davasında, Haziran 2014 tarihinde davalı diş hekimi ile implant tedavisi için karşılıklı olarak anlaştıklarını ve tedavisine başlandığını, implant tedavisi ücreti olan 7.000,00 TL’yi iki senet düzenleyerek davalıya verdiğini, bu iki senedin davalıların banka hesaplarına yatırarak ödediğini, ödemenin gerçekleşmesinden itibaren davalıların borçlanmış oldukları tıbbi edimi yerine getirmediklerini bugüne kadar tedaviyi tamamlamadıklarını bu nedenle sağlığının bozulması, yaşadığı diş problemleri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tamamlanmayan implant tedavisi için şimdilik 5.000,00 TL ile sürüncemede bırakılan tedavi nedeniyle 2.500,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 7.500,00 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı savunmasında iş yoğunluğundan dolayı davacının randevusunu ertelemek zorunda kaldıklarını, durumu izah etmeye çalıştıklarını ancak davacının kendilerine hakaret ettiğini, davacının kötü durumdaki dişlerin verdiği zararlara bağlı olarak kemik yapıları ve deformelerini düzeltmeye çalıştıklarını, bunların uzun süreli tedaviler olduğunu ve bu bilgilerin davacıya verildiğini, kendisinin bu konuda uyarıldığını, davacının kliniğe halen borcunun bulunduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davacı ve davalının 2014 yılı Haziran ayında implant tedavisi için anlaştıkları, buna göre 4 adet implant, diş çekimi, kanal ve krom kaplama gibi tedaviler için 7.000,00 TL ücretin davacı tarafından ödendiği, hakkaniyet ölçüsünde TMK 4. maddesi doğrultusunda davalı diş hekiminin 4.000,00 TL’lik tedavi gerçekleştirdiği, tüketicinin ödemiş olduğu 7.000,00 TL’den 3.000,00 TL’nin iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın 3.000,00 TL üzerinden kabulüne, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamından taraflar arasında yapılacak implant ve diğer işlerin bedelinin 7.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Niteliği itibariyle eser sözleşmesi olan bu sözleşmedeki bedel TBK’nın 480. maddesinde tanımlanan götürü bedeldir. Götürü bedelli işlerde, yüklenicinin hak ettiği iş bedelinin saptanması ya da iş sahibinin ödemesinin fazla olup olmadığının belirlenmesi için gerçekleştirilen imalâtın eksik ve kusurlar da dikkate alınarak tüm işe oranının tespiti, bulunacak bu oranın toplam iş bedeline uygulanarak hak edilen bedelin saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerekmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yönde bir hesaplama yapılmadığından alınacak ek rapor ile açıklanan ilkeye uygun olarak hesaplama yaptırılarak sonucuna göre davacının talebi hakkında karar verilmesi gerekir. Açıklanan bu gerekçeye göre eksik incelemeye dayalı kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hastane Hatası Tazminat Davası ve Miktarı was last modified: Şubat 20th, 2020 by Gökhan Cindemir